MİZAH VE MİZAH HAKKINDA

PDFYazdıre-Posta

MİZAH VE MİZAH HAKKINDA
Türk kültürü, mizahî yönden oldukça zengindir. Bu zenginlikte fıkralarımızın ve fıkra tiplerimizin büyük yeri vardır. Bugün fıkra deyince aklımıza Nasreddin Hoca, Temel, vb. gibi herkesçe bilinen tipler aklımıza gelmektedir. Ünlü tiplerin yanında da daha küçük bölgelerde bilinen bölgesel ve mahallî tipler de yaşadıkları çevrelerde ve ünlerinin ulaşabildikleri zihinlerde yaşamaktadırlar. Onun için yaşanmış olayları ayrıntıları ile anlatmak ve o kişilerin hatırlanmasını sağlamak da O, kişilerin arkasından gelen nesillere düşmektedir. Bu kişilerin zihinlerde yer edinmesi belleklere kazınması hatırlanıp anılması ise yaptığı ve yaşadığı olayları sansürsüz bir şekilde nesilden nesile aktarılmasıyla mümkündür.
Bunlarla ilgili tarihten bir çok örnekler verebiliriz. Bunlar yöresel olabileceği gibi evrensel tüm halka mal olmuş kişiler de olabilir. Yöresel olarak bir Mehmet Çavuş, Mustafa Akkan, Mehmet Aydın, Hüseyin Aydın vb. kişileri sayabiliriz. Bir Mustafa Akkan’ın Öğretmen Ali Beyazla ilgili arasında geçen olay mizahsenlere ders niteliğindedir.
Aynı şekilde evrensel nitelikte de birçok mizahsenler yetişmiş ve bir çok olaylar günümüze kadar gelmiştir. Mesele Divan şairi Fuzuli ile Ruhi arasında geçen ve nüktedanlara ders niteliğinde olan şu olayı hatırlayalım. Bir gün Fuzuli ile arkadaşı Ruhi beraber bir yürürlerken yol kenarında yatan bir ite rastlarlar. Ruhi derki “ya bu it burada fuzuli” Bunun üzerine Fuzuli altta kalır mı. Ruhi’ye dönerek der ki: “şu yatan itin boğazını sıksam kıçından çıkar ruhi” Nüktedanlık budur işte. İnsanları gerektiğinde güldürmek gerektiğinde düşündürmek. Amaç insanlara ders vermektir.
Aynı dönemde yaşamış ve bir birlerine o kadar ağır laflar ve ithamlarda bulunmuş olmalarına rağmen birbirlerine karşı hep saygı ve sevgi ortamında bulunmuşlardır.
Birde yöresel örnek vermek istiyorum: bu olay İzmir taraflarında yaşanmış bir olaydır. İzmirin ilçelerinin birinde görevli Kamil adında bir kaymakam varmış. Bir gün yolda giderken kaymakamın tanıdığı bir kişi eşeğin sırtında gidiyormuş. Kaymakam bu olay üzerine arabasını durdurup tanıdığı kişiye; “ya ne kadar da acizsin eşeğin sırtına binmişsin eşeğin götürdüğü yoldan gidiyorsun Ya eşey yolu şaşırırsa” diye takılır. Tabi köylü bu söz üzerine “sayın kaymakamım benim eşek çok kamildir, asla yolunu şaşırmaz” der. Burada da görüldüğü gibi insanlar birbirlerine karşı ne kadar içten ve samimi olduklarını birbirlerine göstermektedirler.
Her zaman resmiyet insanları sıkar, hayatı çekilmez hale getirir. Onun için İnsanları bazen güldürmek ve eğlendirmek; bazen de düşündürmek ve ders vermek amacıyla, genellikle gerçek olaylara dayanan, mizahi olayları kullanarak Günlük hayatımızda konuşmamıza renk katmak; karşımızdaki okuyucu ve dinleyici kitlesini sıkmadan uyarmak ve eğlendirmek dikkatini çekmek ve de düşündürmek ve geçmişten ders çıkarmak amacıyla bu olaylar kaleme alınmıştır. Amaç geçmişi hatırlamak, geçmişi yad etmek, geçmişten ders alıp geleceğe ışık tutmaktır. Hataları bertaraf edip güzellikleri almaktır. Onlarla yaşamaktır.
Ne harabiyim ne harabatiyim.
Kökü mazide bir atiyim.
b Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorum ekle


You are here:
Back to Top