Mustafa DOĞAN tarafından yazıldı. Çarşamba, 04 Kasım 2009 00:22
NEMELAZIMCILIK
Bazı şeylerin anlaşılması için yada bazı değerlerin kıymetinin bilinmesi için kaybedildiği zaman anlaşıldığını herkes bilmekte.ama tepki vermesi için kendi başın gelmesi lazım ve ya bir şeyler kaybetmesi lazım.bulmacalar da bir soru sorulur. Gerekli şeylerle ilgilenmekten kaçınma durumu, bir şeyi umursamama durumu nedir? Diye.herhalde anlaşılmıştır neden bahsettiğimiz;NEMELAZIMCILIKTAN bahsediyoruz.dünyada kıyamet kopsa dünyaya sırtını dönmek demektir.bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetidir,gözümüzün önünde bir can kaybolurken ,öldürülürken bakakalmaktır,düşene yardım etmeyi bırakın dünya menfaati için bir de depik vurmaktır,ama o düşenin bir gün de biz olabileceğimizi asla düşünmemektir,günümüzü kurtarmak için doğrulardan kaçıp entrika peşinde koşup zarara uğratılanların hakkını gasp edip bir gün o gaspa kendinin maruz kalacağını düşünmemektir.yada “NEME LAZIM” deyip önemsemediğimiz ve çöpe attığımız değerli bir eşyamızın bir gün lazım olacağını düşünmeden atmaktır.Ama insanlık için en önemlisi ahlaki değerlerimizi, ailevi değerlerimizi,kişiliğimizi ve kısacası MANEVİ değerlerimizi bır çırpıda silip istenmeyen olayların başa geldikten sonra koskoca bir “KEŞKE” ile pişmanlığın dile getirilmesidir nemelazımcılık.tarihe de bir göz attığımız da savaşlar kaybedilmiş,esirler verilmiş,şehitler verilmiş, kısacası bir çok olaya vesile olmuştur NEMELAZIMCILIK.
ASLINDA NEMELAZIMCILIK AİLEDEN BAŞLAR .Aile reisi çocuklarından ilgiyi kesmesi başlar başına bir musibet gelinceye kadar ilgilisizlik devam eder,nemelazımcılık daha sonra mahallede devam eder,mahalledeki bir çukuru kapatılmasından başlatın bir sokak ortasındaki taşın kaldırılıp atılmasına kadar maalesef nemelazımcılık devam eder taaki o çukurdan dolayı veya o taşa takılıp düştükten sonra istenmeyen durumların başa gelmesine kadar,nemelazımcılık köyde de devam eder,köyün menfaati için köylünün menfaati için yapılması gerekenlere nemelazımcılık zihniyeti ile hareket edilerek kaygısız kalarak bir gün “keşke böyle hareket etmeseydim vs….”demek köydeki nemelazımcılıktır.bunun dışında yukarıda da bahsettik genel yönetim bazında da maalesef ibret alınacak bir çok gerçekler vardır.o gerçeklerden bir tanesi OSMANLILAR döneminde yaşanan Gerçeklerdir.evet Osmanlıların yıkılma sebebinin biriside aslın da en önemlisi de NEMELAZIMCILIKTIR.
Osmanlı'nın yıkılış sebeplerine dâir çok şey söylenip yazıldı. “Yeniçeri’nin yozlaşması” dendi, “Sanayi Devrimi’nden geri kalması” dendi... Belki de söylenegelen sebeplerin hepsinde birer hakikat payı vardı. Fakat yıkılışın önemli bir sebebi var ki, Osmanlı'nın hem de en zirvede olduğu zamanda dile getirilmişti: nemelâzımcılık. Bu içtimaî kara delik tarih boyunca, nice fert, topluluk, cemaat, devlet ve imparatorluğu yutmuştu.
Kanunî Sultan Süleyman, devletini olabilecek en yüksek seviyelere çıkarır; ama, “Günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı?” diye de zaman zaman düşünür…
Birçok meselede olduğu gibi, bu endişe edilecek düşüncesini süt kardeşi meşhur âlim Yahya Efendi’ye açmaya karar verir. Keşfine, kerametine inandığı Yahya Efendi’ye el yazısıyla bir mektup gönderir: “Sen ilâhî sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de, bizi aydınlat. Bir devlet hangi hâlde çöker? Osmanoğulları’nın âkıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?” diye özetler endişesini.
Devrin kudretli sultanı Muhteşem Süleyman'dan gelen bu mektubu okuyan Yahya Efendi'nin cevabı ise gayet kısadır: “Nemelâzım be Sultanım!”
Topkapı Sarayı'nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bu söze bir mânâ veremez, endişesi daha da artar. Zîrâ Yahya Efendi gibi bir zât, ciddi bir meseleye böylesine basit bir cevap vermezdi, vermemeliydi…
Söylenmeye başlar:
“Acaba bilmediğimiz bir mânâ mı vardır bu cevapta?"
Kalkar, Yahya Efendi'nin Beşiktaş'taki dergâhına gider.
Bu sefer sitem dolu bir şekilde "Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!" diyerek, sorusunu tekrar sorar,
Yahya Efendi duraklar: “Sultanım, sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim.”
“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece "nemelâzım be sultanım!” demişsiniz. Sanki ‘beni böyle işlere karıştırma’ der gibi bir mânâ çıkarıyorum.”
Yahya Efendi bunun üzerine, ibret dolu şu sözleri tarih gergefine nakşeder:
“Sultanım!
Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlıklar ayyûka çıksa...
İşitenler de nemelâzım, deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de, çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, gizleseler, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryadı göklere çıksa da, bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür.
Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Âsâyiş ve emniyete vesile olan, itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir…”
Söyleneni dinlerken ağlamaya başlayan koca Sultan, başını sallayarak da bunları tasdik eder. Söz bitince ikazlarının devamı için tembihte bulunur süt kardeşine. Sonra da memleketinde kendisini ikaz eden böyle bir âlim olduğu için Allah’a şükrederek oradan ayrılır…
***
Devletlerini yükseltenler, fetihler yapanlar, imanın güzelliklerini insanlara sunanlar “nemelâzım” demediler. Âhir Zaman Nebisi'nin “Ne güzel kumandan..!” iltifatına mazhar olan Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri, Trabzon dağlarını aşarken yanında Karamanoğlu'nun kızı olan halası bulunmakta idi...
“Sultanım” dedi halası, “bunca zahmete değer mi bir kefere için?”
O koca sultanın ayağında gut hastalığı vardı o zaman ve sarp dağlarda, karların üzerinde atıyla giderken büyük acılar ve zahmetler çekiyordu. İşte hala yüreği buna dayanamamıştı...
Fatih, döndü ve halasına şöyle dedi:
“Bibi (hala), bizim zahmetimiz din-ü devlet içindir, i’lâ-yı kelimetullah içindir, şahsımız için değildir. Eğer bu zahmeti çekmezsek bize ‘gâzi’ demek yalan olur!”
***
Evet, imparatorlukları “nemelâzımcılık” yıkar, ama onları, bir vazife doğduğunda, “Bunu kim yapar?” sorusunu duyar duymaz, sağına soluna bakmadan “Ben varım!” diyenler kurar ve yaşatır BUNDAN DAHA GÜZEL(ACI) BİR GERÇEK OLABİLİRMİ? MUSTAFA DOĞAN