UNUTULAN GELENEKLERİMİZ...

PDFYazdıre-Posta

UNUTULAN GELENEKLERİMİZ...

İnsanların dünyaya gelmesiyle birlikte hayatı tanzim edecek birçok kurallarla karşılaşırlar. Her yörenin kendi yaşam tarzı ve inançlarına göre bunlar değişiklik arz etmektedir. Bu kuralların bazıları yazılı, bazıları ise yazılı olmayan fakat hayatı boyunca yaşayacağı yazılı olmayan kurallardır.

Örf ve adetler yazılı olmayandır. Yazılı olmamasına rağmen ve hiçbir kimseye yapılması ve yapılmaması hususunda baskı yapılmadan herkesin titizlikle uyduğu kurallardır.Örf ve adetlerde kesinlikle maddiyat,menfaat,saygısızlık,gayri ahlaki hal ve hareketler ,kin ve nefret gibi davranışlar örf ve adetlerimizde yeri yoktur..Sevgi vardır,saygı vardır,birlik vardır,kaynaşma vardır,özlem vardır,hasretlik vardır,beraber gülme beraber ağlama vardır.
Dinimizde de insan davranışları çok önemlidir. İnsan davranışlarının bir kısmı örf ve adetlere dayalı yapılır. Dolayısıyla örf ve adetlerde din ile doğrudan ilgilidir. Şöyle ki dinin koymuş olduğu değerlere ters düşen örfler ve adetler terk edilmiş ve bırakılmıştır. Örneğin; kan davası ve tefecilik yapmak, İslam öncesinde birer örf ve adet halini almıştı. Ancak İslam geldikten sonra bunlar kaldırılmıştır.Ama hala bazı bölgelerde gelenek adı altında bu cahiliye devri gelenekleri maalesef devam etmektedir.. Müslüman bir toplumun İslam’ı kabul edişlerinden günümüze kadar İslam dininin etkisi ile oluşmuş örf ve adetleri de bulunmaktadır. Genelde örf ve adetler İslam’a ters düşmez.


Bunun yanında İslam öncesinden gelen ve İslam’a ters düşmeyen örflerde varlıklarını deva ettirmişlerdir. Ebu Hanife ve İmam Malik gibi fıkıhçılar Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ''Müslümanların güzel gördüğü herşey, Allah katında da güzeldir. ''hadisini ölçü olarak, fıkıh usulünde örfleri hüküm vermeden başvurulacak bir kaynak olarak görmüşlerdir. Denilebilir ki toplum hayatını tanzim eden kurallardan biri de örf ve adetlerdir.

Bizde büyük tecrübeler sonunda oluşmuş bu değerlere sahip çıkmalı ve yaşatmalıyız. Unutmayalım ki bir toplumu ayakta tutan, geçmişiyle geleceği arasındaki köprü görevi gören, kültürü, örf ve adetleridir. Tabi ki güzel örf ve adetlerimizi unutmamakla olur bütün bunlar. Her yörenin ,her köyün kendine göre gelenekleri vardır.Köyümüzde de bir çocuğun dünyaya gelmesiyle başlayıp ölümüne varana kadar hayatın her safhasında gelenek göreneklerimiz vardır.Çocuğun dünyaya gelmesiyle birlikte köyümüzde herkes hayırlamaya gider.tabiki hiç kimse eli boş gitmez.hediyesi ile birlikte giderler.Daha sonra hem dini yönden hemde geleneklerimiz icabı üçüncü gün ailenin veya sülalenin ileri geleni çocuğun ismini kor.Ailenin büyüğü hangi ismi uygun görürse o ismi kor.Ama günümüzde artık bu gelenek yavaş yavaş unutulmaya başlandı.Yine çocuk erkekse kurban kesmek gibi hem dini ve hemde geleneklerimize uygun hareket edilir.Çocuğun sünnet zamanı geldiğinde ise köyümüzde eski gelenekleri daha farklı ve heyecanlı idi.Senenin belli günlerinde köyümüze sünnetçi (abtal) gelir ve sünnet yapılırdı.Sünnette dikkat çeken hususlar ise başta sünnetçinin genelde elinde bir davarcıkla(hayvan derisinden yapılmış kese) gelmesi ve çocukların bunu hemen tanımasıydı.Sünnet yapılacak olan çocuğa “-SANA GÖK BONCUK TAKACAKLAR” diye çocuğu kandırarak sünnet yapılması.Sonunda ise sünnetçiye sabun ve havlu verilmesi geçmişten kalan geleneklerimizdendi.Sünnet olan çocuğun hemen gezip oynamaya başlaması da dikkat çekici bi durumdu.

Gelenek ve göreneklerimizde asla saygıda kusur edilmez. Çocukların büyüklerine, eşlerin birbirlerine karşı son derece saygılı davranmaları yine geleneklerimizdendir. Bir kadın veya bir çocuk asla bir büyüğün önünü keserek karşı tarafa geçmeyi saygıda kusur kabul eder.

Bayramlarımızda ve düğünlerimizde de belli başlı gelenekler vardır.Bayramlarda herkesin birbirini ziyaret etmesi,küslerin barışması çocukların sevindirilmesi de yine güzel geleneklerimizdendir.Yine kız isteme,nişan yapma,aspab kesme,kına gecesi ve düğünlerimizde de geleneklerimize uygun hareket edilerek merasimler yapılmaktaydı.Ama artık bu saydığımız güzel geleneklerimizin yerini daha yapay,daha basit ve yüzeysel bir hale getirdik.Tabiî ki bu hale gelmesinin başlıca nedeni kendimizle bağdaşmayan yaşam tarzlarına karşı bir özenti içine girilmesidir..Artık düğünlerimizde yemek kültürümüzü bile yavaş yavaş değiştirmeye başladık.Artık düğünlerimizdeki yahnimiz keşkeğimiz küçük sağanımız kuru fasulyemiz ve tahta kaşıklarımız yavaş yavaş yerini basit ,geleneğimizde olmayan –aparat- diye adlandırdığımız basit yiyeceklerle düğünlerimizi geçiştirmeye başladık.Düğünden önce düğün sahibine topluca destek olunsun diye oduna gidilirdi.ama bu güzel gelenek te ortadan kalktı.Düğünlerimizde köy halkı (kadınlar)toplanır düğün ekmeği atarlardı.Bütün bunların yanın da yine düğünlerimizde güreşler ve değişik etkinlikler yapılırdı.Düğünlerimizde artık yavaş yavaş eski güzelliklerini yitirmeye başladı.

Köyümüzde eskiden “ev yapana ALLAH yardım eder” sözüne uygun hareketle,ev yapanların evinin üstü(damı) bütün köylülerin yardımıyla bir gecede topraklanırdı.Yine bir kişinin evinin betonu döküleceğinde camide ilan edilerek herkes karşılık beklemeden yardıma koşarlardı.Köyümüzün güzel geleneklerinden birisi de İMECE usulü ile köy işlerinin yapılmasıdır.Köyün temizliği,yolların bakımı ve onarımı,caminin ve okulun tamirat ve bakımı gibi güzel hasletlerde yine köyümüzün bir zamanlar güzel gelenekleriydi.Köyün merkezi ve büyük olması nedeniyle eskiden gelen giden pek eksik olmadığından ,her sülalenin kendine ait,gelen misafirleri ağırlamak için odaları vardı ve misafirler en güzel şekilde oralarda ağırlanırlardı.

Köyümüzde eskiden kılık kıyafet hususunda da son derece geleneklerine bağlı bir giyim tarzı vardı. Özellikle yaşlı kadınlara has özel kıyafetlerin ayrı bir güzelliği vardı.Yine gençlerde son derece sade bir giyimle geleneklerine aykırı asla bir tarzı köy yerinde giymezler ve dikkat edelerdi. Sonuç olarak, köyümüz hala gelenek ve göreneklerine bağlı kalma hususunda direnmekte ,ama günümüz şartlarında ne kadar direne bileceği meçhuldür.İnşallah benliğimizden,kimliğimizden,örf ve adetlerimizden taviz vermeden,geçmişiyle gurur duyduğumuz bir köyün geleceği ile de gurur duymaya devam ederiz ve İSTİKLAL Şairimiz M. AKİF’in tarif ettiği bir nesil ile karşı karşıya kalmayız:

Fakat nezihini borcumdur eylemek tenzih-
Bu züppeler acaba hangi cinsin efradi?
Kadın desen, geliyor arkasindan erkek adi;
Hayir, kadın degil; erkek desen, nedir o kılık?
Demet demetken o saçlar ne muhtasar o bıyık?
Sedası baykuşa benzer, hirami saksağana;
Hülasa, züppe demiştim ya, artik anlasana!...
Fakat bu kukla herif bir büyük seciyye taşır,
Ki, haddim olmayarak, 'Aferin!' desem yaraşır.
Nedir mi? Anlatayim: öyle bir metaneti var,
Ki en savilmiyacak ye'si tek birayla savar.
Sinirlerinde teessür denen fenalık yok,
Tabiatında utanmakla aşinalık yok.
Bilirsiniz, hani, insanda bir damar varmış,
Ki yüzsüz olmak için mutlaka o çatlarmiş,
Nasılsa 'Rabbim utandırmasın!' duası alan,
Bu arsızın o damar zaten eksik alnından!
Cebinde gördü mü üç tane çil kuruş nazlım,
Tokatliyan'da satar mutlaka, gider de çalım.
Eğer dolandırabilmişse istenen parayı;
Görür mahalleli ta karnavaldan maskarayı!


MUSTAFA DOĞAN

 

Yorum ekle


You are here:
Back to Top