KÖYÜMDE GÖRMEK İSTE(ME) DİKLERİM
Mustafa Doğan'ın yazısı sonuna kadar okumanızı tavsiye ederiz.
Toplum içinde yer edinmek isteyen insanlar farkına varmadan (veya bilinçli olarak)her türlü itici ve kırıcı tavrı tercih edebilirler. Bir kesimi başka bir kesim aleyhine yöneltecek sözleri çekinmeden söyleyebilirler.Öyle zamanlarda gelirki toplumda vatandaşın bile teveccühünü kazanmaya aday olan kişiler bile gerginlikten,kırıcılıktan,ayrımcılıktan nemalanmayı fırsat bilerek vatandaşın huzur ve mutluluğuna gem vurmaya kalkışırlar. Ama aklı selim olan bir insan toplumu cepheleştirecek üsluba yönelemezler, itici ve incitici tavrı tercih edemezler.
Çünkü akıllı adam itici değil çekici olur. Kaçırıcı değil kucaklaştırıcı olur. Toplumla kucaklaşan, kaynaşan yapıcı insan olmayı hayatının vazgeçilmez vazifesi olarak bilir.
Zira örnek aldığı mız veya alacağımız kişiler insanlara iticiliği değil çekiciliği, bölücülüğü değil birleştiriciliği, uzaklaştırıcılığı değil kucaklaştırıcılığı telkin ve tembih etmesi gerekmektedir.Çevremizde ve geçmişimizde de örnek almamız gereken ve tarihimize not düşmüş olan bir çok güzide insan vardır.işte bir örnek…………..
Merhum Şeyh Muzaffer Ozak’ın İstanbul-Beyazıt’taki kitapçı papaz gelir. Hemen ayağa kalkan Şeyh efendi, misafire önce tebessümle muhatap olur, saygı ile yer gösterir. Çay-kahve ne emredersiniz, der. Müşterilerden biri bu tebessümlü, hürmetli tavrı pek yerinde bulmaz da papaz çıktıktan sonra:-Hocaefendi, der, bir din adamının papaza karşı ayağa kalkıp tebessüm ve hürmetle muhatap olması uygun mu?
Tereddüt etmeden cevap verir Şeyh efendi:
-Uygun mu ne demek, şarttır şart!.. Adam itirazını sürdürünce o da cevabını sürdürür.
-Efendi dikkat et! der, Müslüman nezaketin, saygının, sevginin, tebessümün mirasçısıdır; kabalığın, hamlığın ve nefretin değil!..Bundan sonra da şu tarihî saygı örneğini anlatır
Hazreti Mevlânâ der, Konya çarşısında giderken papazın biri yol kenarında kendisine karşı ayağa kalkıp aşağıya eğilerek saygı gösterir. Bunu gören Mevlânâ ise papazdan daha aşağıya eğilerek karşılık verir. Niçin papazdan daha aşağı eğildiğini soranlara ise şöyle cevap verir:
-Ben İslam’ın temsilcisiyim, tüm faziletlerde olduğu gibi tevazuda da papazı geçmem gerekirdi. Elhamdülillah tevazuda da papazı geçtim…
Şöyle bağlar sözünü:
-Müslüman tevazuun, sevginin, saygının mirasçısıdır; kabalığın, hamlığın ve tekebbürün değil.
Ne dersiniz, şu an köyümüzde birlik beraberliğe, kucaklaşıp kaynaşmaya en çok muhtaç olduğumuz şu devrede hal ve hareketlerimizi biraz gözden geçirsek acaba kaybeden kim olur
?İçerisinde bulunduğumuz seçim atmosferinde dargınlıktan ve ayrımcılıktan fırsat kollayanlara fırsat vermeden birlik ve beraberliğimize devam etsek acaba bir kaybımız mı olur?Yoksa birileri muhtar olacak diye veya birileri kendi egolarını tatmin edecek diye veya geçmişte cahilce birbirlerine kin güdüp seçimi fırsat bilip en sevdiğimiz can ciğer iki arkadaşın arasını açmak isteyenlere AKLI SELİM BİR İNSAN olarak fırsat mı verelim?
Şu uzun kış gecelerinde kahvede veya ziyarete gittiğimiz bir komşumuzun evinde niçin şu ana kadar tatlı tatlı konuştuğumuz işlerimizi ,çocuklarımızı,bahçedeki eğrimizin budanmasından başlayalımda zeytine atılacak olan kış ilacının vaktinin gelip gelmediğini veya köyümüze bir menfaat beklemeden neler yapabiliriz diye yaptığımız muhabbetlerimizi AKILLI BİR İNSAN olarak birilerinin menfaati için terkmi edelim?Ama insanlara faydalı ,çevremize faydalı.köyümüze faydalı ise bütün bunların bir teferruattan ibaret olduğunu da unutmamak gerektiğini bilmek aklı selim bir insanın görevidir.
Eğer ki birbirimize yaptığımız hakaretler attığımız (atacağımız)iftiralar bir fayda getirecekse hiç durmayalım, bu faydalı iş için zaman daralıyor……….
Yok eğer seçeceğimiz bir muhtar için selamlaşmayı kesmek fayda getirecekse hiç çenemizi boş yere yormayalım…..
Yok eğer bir mühür için kahvelerimizi veya camimizi veya minibüsümüzü ayırmak köye fayda verecekse niçin yapmayalım ki……
Eğer hakaretler.saygısızlıklar.kin ve nefretler,iktidar mücadelesi için yapılan her türlü entrikalar,köyümüzün ilerlemesine katkı sağlayacaksa hiç boş zamanımız yok demektir.hemen iş başı yapmakta gecikmeyelim.
Eğer bütün bunlar ı yapmayıp köyümüzün medeniyetler seviyesine çıkmasına. halkınında huzurlu ,mutlu kardeşçe,yaşaması köyün ilerlemesine engelse bırakalım biz geri kalmış bir köyde yaşayalım.Unutmayalım ilerleyip medeni bir şekilde yaşayacaksak HZ. MEVLANA NIN şu güzel nasihatlerini kendimize örnek alalım.
Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol,
öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar
kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir.
Huzurlu,mutlu,kardeşşce,birlik ve beraberlik içinde daha güzel bir gezende dileği ile……..
MUSTAFA DOĞAN