H.Ç.ARSLAN tarafından yazıldı. | 10 Haziran 2010
Değişen Ne?
Bugünlerde hepimizin aklını ve kalbini meşgul eden olaylar oldu. Herhalde neden bahsettiğimi bu ilk cümlemden anlamışsınızdır. İsrail’in yardım gemilerine yaptığı baskın ve Türk vatandaşlarının öldürülmesi, dış politikaların arapsaçına dönmesi, Rusya ile hızla gelişen ilişkiler…
Öncelikle bugün bazı gazetelerde okuduğum köşe yazıları, bu işin hiç de öyle göründüğü kadar basit olmadığını düşünmeme sebep oldu. Olay yaşandıktan sonra birçoğumuz tepkimizi “duygusal” düşünerek ve vicdanımızın sesini dinleyerek verdik. Kimimiz sokaklara çıktık protesto gösterilerine katıldık, kimimiz İsrail mallarını boykot etmeye başladık, kimimiz ki buna ben de dahil olmak üzere Facebook, Twitter gibi paylaşım sitelerinde tepkimizi ortaya koyduk. Peki olaylar bu kadar “masumâne” gelişip “zalimce” biten bir “yardım kampanyası”ndan ibaret midir? İsrail, diplomasi açısından “aptal” durumuna düşecek kadar dış politikada “aciz” bir ülke hâline mi gelmiştir? Lieberman İsrail’in bu kadar “faşist” bir tavır almasının tek sebebi midir? Ahmet Davutoğlu ve R.Tayyip Erdoğan aslında herkesin sandığının aksine mi bir politika izliyor? A.B.D değiştirdiği Ortadoğu politikasının kontrolünü mü kaybetti? Obama başa geçtiğinde, Dışişleri Bakanımızın “politikalarımız örtüşüyor” dediği A.B.D, aslında, Türkiye’nin ne yaptığını iyi analiz edemiyor mu?... Sorular aslında o kadar uzun ki…
Victor Hugo’nun, “zamanın masumlarının zalimlere dönüşmesi kadar dehşet verici bir şey olamayacağı” hakkındaki sözü, belki de bugünün İsrail’ini tanımlıyor. Belki de geleceğin Filistin’ini, Araplarını, Hamas’ını… Bir zamanlar Alman zulmünü yaşayan Yahudiler, bugün aynı role soyunuyor. Katliamlar yapıyor, Ortadoğu’yu tümüyle egemenliği altına almak için hiçbir insani suçtan kaçınmıyor, yakıyor, yıkıyor, öldürüyor… Tablo bu kadar basit mi görünüyor?
Türkiye’de sokaktaki sıradan vatandaşın bile bildiği şeyler vardır. Türkiye’nin askeri açıdan İsrail ile olan ticari ve stratejik işbirliği, teknolojide bağımlılığımız ve belki çoğumuzun hep dikkatinden kaçan, halbuki oldukça önemli olan Yahudi yatırımcılar, diplomatlar, vakıflar, okullar ve Güneydoğu başta olmak üzere durmadan satın aldıkları topraklar. Bunların hepsi, İsrail ile olan bağımızın o kadar da “diplomatik” olmadığının kanıtıdır. Halka karşı yapılan konuşmalar, basın yoluyla yapılan propagandalar ve dahası bana göre “şüpheli”dir. A.B.D politikasına yön veren Yahudi lobisi, bu kadar “aciz ve güçsüz” olamaz. Obama’nın gelişiyle daha da “zayıflayan” Amerikanın dış siyaseti ve “sömürgeci yapısı”, Türkiye’nin “sevgili müttefik” konumundan çıktığının farkına varamıyor olabilir mi? Yoksa Rusya’nın sessiz sedasız, Sovyetler Birliği’nin dünyadaki eski gücünü, Putin’in zekice politikaları sayesinde bu sefer farklı bir Rusya olarak elde etme çabalarının meyvesi midir? İran’ı her zaman elinde tutan ve kukla gibi oynatan Rusya, bizim hükümetimizle işbirliği ve gizli antlaşmalar sonucu A.B.D’den rövanşı almak istiyor olabilir mi? A.B.D, 1950’li yıllardan itibaren en güvenilir ve “kafeste kuş” olarak gördüğü müttefiki Türkiye’nin, 1980’lerden sonra “asla kendine ihânet etmeyeceği” düşüncesinin rehavetine kapıldığından işi ağırdan alıyor olabilir mi?...
Bu kadar soru sorduktan sonra bile halen aklımızda onlarca soruyla baş etmeye çabalayışımız, işin aslında sadece “faşist bir saldırı”dan ibaret olmadığının, belki de İsrail ve A.B.D kadrolarının “küstürdüğü isimlerden(!)” dolayı gittikçe zayıflayan politikalarının ve izlediği stratejilerin, gün geçtikçe kontrolü kaybettiğinin ve belki de ihtimaller arasında dile getirilen “bir tuzağın” içine düştüğünün göstergesi de olabilir.
Bu yazıda amacım, herhangi bir ideolojik yaklaşım içerisinde yorum yapmaktan öte, “akılcı ve şüpheci” bir sorgulamayla, siz okuyanların, benim göremediğim, keşfedemediğim soruları bulmanız ve olayların “duygusal” ve “politik” sonuçlarının, “devletimize ve milletimize” etkilerinin ne olabileceğini öngörebilmenizdir.
H.Ç.Arslan



